Cinler

Safrantı Dağının Altından Akan Nehir Efsanesi

  Cinler    9 Aralık 2018
Yorum Yok

Ülkemizde bazı bölgelerde geçmiş zamanlarda, olağan üstü olaylar yaşanmış. Bu olaylar bölge halkı tarafından dilden dile anlatılmaya devam etmiş, günümüze kadar ulaşmıştır. Anlatacağım bu takipçi hikayesi bunlardan bir tanesi. Şimdi hikayeyi takipçinin anlatımıyla anlatmaya başlıyorum. Olayın tamamen gerçek olduğu söylenmektedir. Bundan uzun yıllar önce Kayserinin Felahiye ilçesine bağlı bir köyde yaşanmıştır. Daha doğrusu olayın bir kısmı bir köyde, bir kısmı da bu köyün yakınlarındaki bir dağda geçmiştir. Köy Felahiye’ye 10 km uzaklıktadır. Dağa da 2 km mesafededir, dağın adı da Safrantıdır. Safrantı, öyle çok yüksek bir dağ değil, ben bizzat en tepesine kadar çıktım.


Dağın en tepesinde bir mağara var. Mağaraya bir kaç basamaktan oluşan bir merdivenle inilir. Burası çok eski dönemlerde bir kaleymiş. Hatta eski adının safran kale olduğu söylenir geçmişi Bizans dönemine dayanır yani merdiven sonradan yapılmış değil, yüz yıllar öncesinden kalma, eski usül ağır ve blok taşlardan yapılmış bir merdiven  mağaralı merdiven bugün hala mevcut, ben bizzat mağaranın içine kadar girdim. İçeri girdiğinizde içerisi geniş değil. Bir oturma odası büyüklüğünde. İşte bu odanın tam ortasında bir buçuk metre çapında bir kuyu var Ben bu kuyuya bizzat elimle büyükçe bir taş attım ama kuyudan hiçbir ses gelmedi sonunun nereye çıktığını kimse bilmiyor Söylentilere göre bu dağın içinde yani kuyunun dibine ulaştığınızda bambaşka bir dünyaya açılan bir kapı olduğu söyleniyor çok geniş alanlar varmış Hatta dağın altından akan bir nehir olduğu söyleniyor.

Evvelce bazı çobanlar sürülerini otlatırken bir kaç küçükbaş hayvanın yanlışlıkla bir mağaraya girdiğini ve kuyuya düştüğünü daha Sonraları bu hayvanların Kızılırmak’tan çıktığı rivayet olunur. günümüzde olmasa da eskiden bu tür olaylar yaşanmıştır. Ayrıca Kızılırmak Felahiye’nin Ve bu da yakınlarından geçer dağın altından bir nehir aktığı kuyuya düşen koyun ve keçilerin Kızılırmak’tan çıktığı düşünülürse, bu nehrin Kızılırmağa bağlanıyor olması hiç de mantıksız değil bence. Şimdi asıl mevzuya gelelim bizim oralarda yani Bizim köyde komşu köylerde ve Felahiye’de yıllardır babadan oğula anlatılagelen Bir Efsane vardır Safrantı da ki bu mağarada ve mağaradaki bu karanlık kuyu her nereye açılıyorsa oralarda bir yerlerde bir altın buzağı varmış Define Avcıları maceraperestler hep bu altın buzağı aramışlar ve asla bunu bulamıyorlarmış. Tılsımlıymış Cinler tarafından korunuyormuş birkaç kişi bu buzağı görse de almaya muvaffak olamamıştır ve başlarına kötü olaylar gelmiş Ben bizzat dedemden büyüklerimden ve bir çok kişiden dinlediğim olayı şöyle anlatmak istiyorum Bizim köyde Çavuş ağa denilen bir adam varmış kendisi biraz içe kapanık Biraz da meczupmuş.

İşin garip tarafı öyle define ile falan işi olmazmış. Bir kış gecesi evde karısıyla uyuyorlarken tuvalete kalkmış. tuvalet dışarıdaymış malum köy yeri Bir de o Olayın uzun yıllar öncesi olduğunu düşünürsek tuvaletlerin dışarıda olması gayet normal çavuş ağa kışın tam tuvalete giderken ya da Tam çıkarken iki tane cin kollarına girerek onu safranlı daki mağaranın içine götürmüşler mağara ile köyün arası 2 kilometre Ama çavuş ağa daha sonra o olayı anlattığında belki de 2 saniyede vardık demiş. o kadar hızlılarmış yani. Olayın verdiği şokla çavuş ağa bayılmış, bir süre sonra gözlerini açmış, yarı baygın vaziyette, Bir de ne görsün korkudan dili tutulmuş.Cinlerden bir cemaat varmış. Oldukça kalabalıklarmış. Bu cinlerin bir de Reisi varmış. Reisleri bir tahtta oturuyormuş. Emir altındaki Cinler ona hizmet ediyorlarmış. Bu çavuş ağa bütün bunları gözleriyle görmüş. Sadece olan biteni izliyormuş. Bir ara Cinlerin reisi diğer bazı cinlere emretmiş. Sen falancanın evinden ekmek getireceksin, sen filancanın evinden sofrasından şunu getireceksin, sonra bir diğerine
sende falancanın evinden yada sofrasından yiyecek getireceksin demiş. Yani anlaşılan o ki; emrinde ki cinlere İnsanlarından besmelesiz yediği yiyecekleri getirmesini emretmiş. Öyle ya bir Hadisi Şerifte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; Üzerine besmele çekilmeyen yemeği şeytan kendine helal sayar. Neyse, bir takım yiyeceklerle geri gelmişler.


Sonra bu yiyeceklerle kendilerine büyük bir sofra kurmuşlar. Yemişler içmişler, karınlarını doyurduktan sonra bu cinler çalıp oynamaya başlamışlar. Sanki birinin düğünü varmış gibi. Çavuş ağa kafayı bozmak üzereymiş, gördükleri karşısında şoka girmiş, o korkuyla buradan nasıl kurtulurum diye etrafına bakınıyormuş ki bir de ne görsün, az ötesinde yıllardır dilden dile anlatılan o altın buzağı duruyormuş, o korku, heyecan, o karmaşık hislerle bir ara, o altında buzağı almak istemiş bakmış ki, neredeyse gerçek bir buzağı boyutundaymış. Sonra kendince bari buyruğun yada kulağını kırayım da koynuma atayım, hiç değilse bundan sonraki hayatımda biraz olsun rahatlarız diye düşünmüş, tam elini buzağıya atmış. Kuyruğunu veya kulağına kıracakmış ki, karşısına 2 tane cin dikilmiş, sen bizim ilahımıza nasıl böyle bir saygısızlık yaparsın, senin cezan ölümdür demişler. Meğer cinler bu buzağıya tapıyorlarmış. Bizim çavuş ağa baltayı taşa vurmuş, İnsan işte sen neredeyse cinlerle kucak kucağasın, bam başka bir alemdesin, korkudan ödün patlamış ama altın buzağıyı yanı başında görünce yelkenleri indirmişsin. Cinlerden biri demiş bunu asalım, bir diğeri de yok bunu nehre atalım gitsin demiş. Öldüreceklermiş yani. Buradan bu anlaşılıyor ki, dağın altından nehir akıyormuş. Tam o sırada Reisleri bu iki cine seslenmiş. Onu öldürmeyeceksiniz. Onun sahipleri var, onu aldığınız yere geri götürün demiş. Bu arada cinlerin reisinin başında tacı varmış, tacında da çok parlak ışıl ışıl parlayan bir mücevher varmış. Artık elmas mı, zümrüt mü bilmiyorum. Diğer cinlere göre daha heybetliymiş, Anladığım kadarıyla Müslüman değillermiş, Reisleri merhametli olsa gerek ki, Bu adamı geri götürün demiş. Reisin bu sözlerini duyan Çavuş Ağa hem korkuyormuş, hemde sevinmiş. İçinden Allah’ım sana şükürler olsun diyormuş. Bu iki cin koluna girmişler Çavuş ağanın. Seni geri götüreceğiz ama seni bıraktıktan sonra asla arkana dönüp bakmayacaksın demişler. Çavuş ağada onları onaylarcasına kafasını sallamış. Çavuş ağanın evi köy meydanına yakın yerdeymiş, bunu yine getirdikleri gibi bir anda dağın içinden mağaradan alıp, köy meydanına bırakmışlar ama öncesinde sıkı sıkı tembih etmişler sakın arkana bakma diye. Tam köy meydanına bırakmışlar. Bizim çavuz ağa merakına yenik düşmüş.  Tam geri dönerken göz ucuyla bakmış. O anda cinlerin ikisi de yanmış. Çavuş ağa iki cinin de ateşler için de yandığını gözleriyle görmüş. Sonra korkuyla evine koşmuş.


Hemen yatağına girmiş, karısı hala uyuyormuş. Çavuş ağanın soğuk teni karısına deyince karısı sıçrayarak uyanmış, nedir bu halin bey? buz gibisin ne oldu sana? Çavuş ağa yok bir şey tuvalete gittim üşüdüm demiş. Karısı da uyku sersemi olduğu için tekrar uykuya dalmış. Öyle ya mevsim kış. Bütün bu olanlardan sonra Çavuş ağanın bedeni buz kesmiş. Neyse uyuyup uyandıktan sonra sabahleyin olanı biteni karısına, köylüye anlatmış. Çavuş ağa fazla konuşan biri değilmiş, bu olaylardan sonra iyice içine kapanmış. Aklını iyice yitirmiş, çok da yaşamamış zaten. Bir müddet sonra vefat etmiş.
Bu olay tevatür. Köylüler bu yaşananları Çavuş ağanın ağzından dinlemişler, bana da rahmetli olmadan önce dedem anlatmıştı, dedem de bu olayı Çavuş ağanın ağzından dinlemiş.

253 okunma

Etiketler : , ,

  Benzer Yazılar


  Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazıya henüz yorum yapılmamıştır, yazı hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmaktan çekinmeyin.

  Arama


  Kategoriler